5 Temmuz 2010 Pazartesi

Mars Gezgininden Endavur’un Batısı

Endavur Krateri'nin batı duvarı. (NASA/JPL-Caltech/Cornell University)

NASA’nın Mars gezginlerinden Opportunity hedefi olan Endavur Krateri’ne varmadan önce görüntülediği alanlara ilişkin yeni isimlendirmeler yapıldı. Görüntülenen yeni tepe ve çukurlara Mars gezginlerinden sorumlu ekip isim veriyor.

Endavur Krateri’nin kenarında bulunan ve Opportunity’nin yüksek çözünürlükle gönderdiği fotoğraflarda daha önce görülmemiş yeni yükselti ve çukurlarlar görüldü.

Yukarıda görülen fotoğraf aracın çektiği birden fazla bölgenin görüntülerinin birleştirilmesiyle oluşturuldu. Opportunity Viktorya Krateri’nin ardından 2008 yılından bu yana Endavur Krateri’ne yönelik çalışma yapmak üzere yoldaydı. Hedefine varması için önünde yalnız birkaç ay kaldı.

Viktorya Krateri, Endavur Krateri, aracın bulunduğu yer ve görüntülenen yeni alanı gösteren Mars Yörünge Keşif Aracı'nın görüntüsü. (NASA/JPL-Caltech/Malin Space Science Systems)

Gerek Opportunity gerekse Mars Yörünge Keşif Aracı’ndan alınan görüntüleme ve deneysel analizlerle Endavur Krateri’nin çevresindeki yüzeyin kil mineralleriyle kaplı olduğu belirlenmişti. Bu keşif aracın Endavur Krateri’nin incelenmesi için alınan kararın yerinde olduğunu göstermişti.

Görüntüler 12 Mayıs 2010 ya da 2239. Mars gününde (sol) güneydoğu ufku üzerine yoğunlaşan aracın üzerindeki panoramik fotoğraf makinesiyle alındı. Görüntü Endavur Krateri’nin 13 km uzunluğundaki bir alanına ait.

Adlandırmalar ise İngiliz Kraliyet Donanması Kaptanı James Cook tarafından 1769-1771 yılları arasında gerçekleştirdiği bir Pasifik yolculuğu sırasında belirlediği bazı noktalara verdiği adlardan oluşuyor.


Titan Laboratuvarda

15 Ekim 2007'de Cassini'nin elde ettiği bu ilginç görüntüde Satürn'ün A ve F halkaları, küçük uydu Epimetheus ve gezegenin en büyük uydusu Titan görülüyor. (NASA/JPL/Space Science Institute)

Uzay araçları yaşam için elverişli olacak yapıyı anlamaya yardımcı oluyor. Buna ek olarak da dünya üzerinde çeşitli deneyler yapılabiliyor. Bunlardan biri de Arizona Üniversitesi’nde gerçekleştirildi. Deneyde laboratuar ortamında Titan atmosferinin şartları oluşturularak Dünya’da ortaya çıkan yaşamın ilk izleri arandı. Deney sonucunda Titan’da organik moleküllerin olabileceği belirlendi.

Arizona Üniversitesi Kimya ve Biyokimya Bölümü’nden Hiroshi Imanaka liderliğinde gerçekleştirilen deneysel çalışma ile Titan’ın kalın azot atmosferi test edildi.

Dünya’nın ilk zamanlarında da böylesi karmaşık organik moleküllerin olduğu ve aynısının Titan’ın başına gelebileceği belirtiliyor. Titan’daki bu kalın azot atmosferinin varlığı aslında hala sırrını koruyor.

“Titan oldukça ilgi çekicidir. Çünkü azot bakımından zengin atmosferi ve buradaki organik yapı dünyanın yaşam kaynağı hakkında bilgi verebilir. Azot bilindiği üzere yaşamın gerekli bir öğesidir” diyor Imanaka. Ancak sadece azot değil. Azotun biyolojik sistemlerin temelini oluşturabilmesi için daha kimyasal ve aktif forma dönüşmesi gerekiyor.
Imanaka ve Mark Smith Titan atmosferinde bulunan azot-metan gazını yüksek enerjili morötesi ışınlarla aydınlatarak Titan’ın atmosferinde olduğu gibi azot içerikli organik bileşiklere dönüşmesini sağladılar. Laboratuar tam olarak güneş ışığının Titan atmosferine etkisi göz önüne alınarak tasarlandı. Deney sonucunda gazdan ziyade katı bileşiklerin dibe doğru yöneldiği ortaya çıktı.

Hiroshi Imanaka ve Mark Smith'in gerçekleştirdiği deneyi gösteren düzenek. (Doug Archer, University of Arizona)

Titan, organik moleküllerin tüm uyduyu sarması nedeniyle portakal renginde görünür. Bu sis örtüsü içindeki tanecikler yüzeye inerek yaşam için gerekli koşulları oluşturabilir.

“Her şeye rağmen bilim insanları Titan’ın sis örtüsünün azot içerip içermediğini bilmiyor. Eğer bu taneciklerin bir kısmı azot içerikli organik moleküllerse laboratuar koşullarında gördüğümüz şekilde yaşama olanak sağlayabilir. Bunun için bize yardımcı olabilecek yeni uzay araçları geliştirmeliyiz” diyor Smith.

Arizona Üniversitesi’ndeki araştırmacılar Titan’ın üst atmosferinin benzerini laboratuarda oluşturdular. Çünkü Cassini morötesi ışıma nedeniyle üst atmosferde azotun organik bileşiklere dönüştüğünü bildirmişti. Tek sorun bu bileşiklerin yüzeye inip inmediği.
Paslanmaz çelik bir silindirin içine konulan azot ve metan gazı gelişmiş bir ışık kaynağıyla yüksek enerjili morötesi ışıma altına alındı. Işıma sonucunda oluşan kimyasalların analizi için de bir kütle tayfölçeri kullanıldı.

Çok basitmiş gibi görünen bu düzenek aslında oldukça karmaşık. Morötesi ışığın hedefine varması için bir dizi vakum odasından geçmesi gerekir. Deney yaklaşık 1 yıl sürdü.

Paslanmaz çelik silindir içine konan metan ve azot gazı yüksek enerjili morötesi ışınla (mavi) aydınlatıldı. Görüntü bir iğne deliği üzerinden alındı. (Hiroshi Imanaka, University of Arizona)

Başlangıçta silindirdeki gazlarda bir değişiklik gözlenmedi. Yani organik bileşik ortaya çıkmadı.

Imanaka ve Smith deney düzeneğinde bir yanlışlık olduğunu düşündüler ve sistemi tekrar taradılar. İlginç bir sonuçla karşılaştılar. Silindirdeki azot yok olmuştu.

Imanaka: “Çok şaşırdık. Azot nereye gitmişti?”

Sonunda araştırmacılar kütle tayfölçeriyle kahverengi yapışkan bir maddenin silindirin duvarını kapladığını fark ettiler.

Imanaka: “İşte azot buradaydı.”

Imanaka ve Smith bileşiklerin bu şekilde üst atmosferde oluştuğunu ve daha sonra Titan’ın yüzeyine düştüğünü düşünüyor. Eğer öyleyse bu yaşamın gerçekleşmesi için önemli bir etken olacaktır.

Kaynak: The University Of Arizona

Asteroit Yıldızı Tutacak

Çeşitli boyutlardaki asteriotler. (Observatoire de Paris)

8 Temmuz 2010′da Dünya üzerinde bazı bölgelerde izlenebilecek olan ve gökyüzünde ender rastlanan bir geçiş gerçekleşecek. Çıplak gözle de görülmesi mümkün olabilecek olan olayda bir asteroit görece sönük yıldızların birinin önünden geçiş yapacak. Bir bakıma farklı bir tutulma olacak. Bildiğimiz anlamdaki güneş tutulması Ay’ın Dünya ile Güneş arasında girmesiyle birkaç dakika süren görsel bir şölendir. Burada da benzer bir durum söz konusu olacak.

Güneş Sisteminde bulunan 400 000 asteroitin gezegen oluşumu sırasında gerçekleşen çarpışmalara bağlı olarak oluştukları düşünülüyor. Bunların boyutları gezegen ve onların büyük uydularına göre çok küçük olduklarından Dünya üzerinden görülebilmesi zor. Bir asteroitin görülmesi için Dünya’ya biraz yaklaşması gerekiyor. Bu asteroit ise hem bize yaklaşacak hem de bir yıldızın önünden geçiş yapıp farklı bir tutulmayı gerçekleştirecek.

Asteroitler arka plandaki yıldıza göre daha hızlı hareket ettiklerinden tutulma birkaç saniye (5,6 s) sürecek. Şanslı olanlar bir teleskopla daha güzel izleme olanağı bulabilecek.

Yılancı takımyıldızı. Delta (δ) yıldızı, üstteki takımyıldızın en parlak yıldızı alfa (α)'dan sağ aşağı doğru yeşil çizgiyi izlediğinizde ulaşacağınız 3. yıldız. (Torsten Bronger)

Nereye bakmalıyız?

Tutulma 8-9 Temmuz gecesi Yılancı (Ophiuchi) takımyıldızındaki dördüncü parlak yıldız olan ve çıplak gözle görülebilen Delta Ophiuchi üzerinden gerçekleşecek. Bu takımyıldız güneydeki parlak turuncu renkte olan Antares yıldızının hemen üzerinde bulunuyor. Adı Roma olan asteroit ise aslında sadece 50 km çapa sahip.

Geçiş gökbilimcileri başka bir açıdan da heyecanlandırmışa benziyor. Hızını bildikleri asteroitin geçiş süresini gelişmiş teleskoplarla izleyecek gökbilimciler bu sayede asteriotin büyüklüğü hakkında net bilgiye de ulaşacak.

Dünya’ya yakınlaşan bu tür gökcisimleri yakın plana alınır. Güneş Sistemi’nde daha geçenlerde Jüpiter’e çarpan gökcismi gibi birgün Dünya’ya da bir bir asteroit ya da kuyrukluyıldız çarpabilir. Her ne kadar büyük gezegenler bu çarpışmaları büyük oranda azaltsa da Dünya hala açık bir hedef. İşte bu nedenle binlerce gökcismi sürekli olarak NASA ve ESA tarafından izleniyor. Bu izleme programları sayesinde de böylesi ender rastlanan gökyüzü olaylarından da haberdar olabiliyoruz.

Not: Geçişi ne yazık ki ülkemizden izleme olanağımız yok. Çok ender gerçekleşen bu tutulmayı gözlemek için Avrupa’nın batısında olmak gerekiyor. Alttaki linkte tutulmanın görüleceği hat verilmiş.

http://asteroidoccultation.com/2010_07/0708_472_21049.htm

Kaynak: ESA

ESO’dan R Güneytacı Görüntüsü

La Silla’daki Geniş Alan Görüntüleyicisi ile görüntülenen R Güneytacı bölgesi. (ESO)

R Güneytacı yıldızının etrafındaki bölgenin bu görkemli görüntüsü ESO’nun (Avrupa Güney Gözlemevi) Şili’de bulunan La Silla Gözlemevi’ndeki Geniş Alan Görüntüleyicisi (WFI) ile alınan görüntülerle oluşturulmuştur. R Güneytacı yakın bir yıldız oluşum bölgesinin merkezinde yer almakta ve dev bir toz bulutuna gömülü narin mavimsi bir yansıma bulutsusu ile çevrilmektedir. Görüntü gökyüzünün bu etkileyici bölgesinin şaşırtıcı yeni detaylarını gözler önüne sermektedir.

R Güneytacı en yakın ve en dikkat çekici yıldız oluşum bölgelerinden bir tanesinde yer almaktadır. Bu kare Şili’de bulunan La Silla Gözlemevi’ndeki 2.2 metrelik MPG/ESO teleskopu üzerindeki Geniş Alan Görüntüleyicisi (WFI) ile alınmıştır. Görüntü kırmızı, yeşil ve mavi filtrelerle çekilen yirmi ayrı fotoğrafın birleştirilmesi ile oluşturulmuştur.

Bu görüntü gökyüzünde yaklaşık olarak bir dolunay kadarlık bir bölgeyi kapsamaktadır. Bu yaklaşık 420 ışık yılı uzaklıkta bulunan küçük takımyıldız Güneytacı’nda yaklaşık 4 ışık yılına eşit olmaktadır. Bölge görüntünün ortasında yer alan R Güneytacı yıldızından sonra isimlendirilmiştir. Bölgede parlaklığı değişen genç yıldız türlerine ait olan birçok yıldızdan biridir ve halen oluştuğu gaz ve toz bulutlarıyla çevrilidir.

R Güneytacı bölgesinin geniş alan görüntüsü (Loke Kun Tan)

Bu sıcak genç yıldızlar tarafından yayılan şiddetli ışıma kendilerini çevreleyen gazla etkileşmekte ve farklı dalgaboylarında ya yansıtılmakta ya da soğurulmaktadır. Yıldızlar arası ortamın fiziği ile açıklanan bu karmaşık süreçler ve yıldızların özellikleri, bulutsunun ihtişamlı renklerini meydana getirmektedir. Görüntüde görülen açık mavi bulutlar yıdız ışığının küçük toz parçacıklarından yansıması nedeniyledir. R Güneytacı bölgesinde bulunan yıldızlar kütle bakımından Güneş’e benzemekte çevrelerindeki önemli miktarda hidrojeni iyonize edecek kadar kızılötesi ışık yaymamaktadırlar. Bunun anlamı, bulutlar birçok yıldız oluşum bölgesinde görülen kırmızı renk özelliği ışıma yapmamaktadırlar.

Yansıma bulutsusunun gömüldüğü dev toz bulutu burada en ince detayına kadar gösterilmektedir. Tozun ince renkleri ve farklı dokuları görüntüyü bir izlenimci çizimine benzetmektedir.Görüntüde göze çarpan karanlık bir şerit merkezden sol alta doğru uzanmaktadır.Burada yıldızlar tarafından yayılan ve iç kısımlarda oluşan görünür ışık toz tarafından tamamen soğurulmaktadır. Bu nesneler ancak kızılötesi ışığa duyarlı bir kamara ile daha uzun dalgaboylarında gözlem yapılarak tespit edilebilirler.

R Güneytacı’nın kendisi çıplak gözle görülmemektedir, fakat gökyüzünde daha büyük Yay takımyıldızına ve kendi gökamız Samayolu’nun merkezi doğrultusundaki zengin yıldız bulutlarına yakınlığından dolayı karanlık bölgelerde küçücük, taç şekilli takımyıldız kolayca saptanabilmektedir.

Chandra’dan Yeni Bir Keşif

3.9 milyar ışık yılı uzaklıktaki CID-42 nesnesi. Görüntüdeki mavi renk Chandra ile altın rengi ise Hubble Uzay Teleskopu ile elde edildi.

Hubble, XMM Newton, dünya üzerinde kurulu birkaç teleskop ve Chandra X-Işını Teleskopu’nun ortak çalışması yeni bir gökada çarpışmasını ortaya çıkardı. Buna göre gökadalardaki karadelikler birkaç milyon yıl önce birleşmiş ve bu birleşmeden dolayı oluşan kütle çekim dalgalarının etkisi üçüncü karadeliği merkezden uzaklaştırmış.

Görüntüdeki altın rengi Hubble ile elde edilen görüntüyü, mavi renk ise Chandra ile elde edilen görüntüyü gösteriyor. Görüntülerin birleşmesiyle ortaya çıkan yeni fotoğrafa konu olan nesne ise 3.9 milyar ışık yılı uzağımızda yer alıyor.

Gökadanın uzun kuyruğu çarpışmanın yakın zamanda, yalnızca birkaç milyon yıl önce gerçekleştiğini gösteriyor.

Chandra ve XMM Newton’dan alınan X-ışını dağılımına göre demir açısından zengin olan ve gökadanın diğer tarafındaki gaz, bizden uzaklaşma eğiliminde. Bu da, gazın gökadanın diğer tarafında bulunabilecek bir karadeliğe düştüğünü gösteriyor olabilir.

Bu bilgiler birlikte değerlendirildiğinde iki farklı fikir ortaya çıkıyor. İlkine göre üçlü bir karadelik sistemi karşılaşmış olabilir. Buna göre iki gökada arasında gerçekleşen çarpışma sonucunda bu gökadaların karadelikleri yeni bir gökadayı oluşturdu. Bu karadeliklerin birleşmesine fırsat kalmadan başka bir gökada daha çarpışmaya katıldı.

Üç karadeliğin arasındaki savaş, hafif olanın uzaklaşmasıyla sona erdi. Merkezdeki kaynağın sol altında görülen ışık kaynağı, aktif gökada çekirdeğindeki maddeden dışarı fırlamış ve karadeliğe doğru yönelen kısmı gösteriyor. Sağ üstteki kaynak ise iki karadeliğin birleşmesiyle yeni karadeliği oluşturan aktif gökada merkezini gösteriyor.

Buna göre sağ üstteki aktif gökada merkezinden çıkan yüksek hızdaki X-ışını rüzgarı sol alttaki aktif gökada çekirdeğine doğru yöneliyor. Ayrıca sağ üstte gaz ve toz disklerinden dolayı gizlenmiş başka bir aktif gökada çekirdeği olduğu da düşünülüyor. X-ışını rüzgarları burada gizli bir çekirdek olduğunu gösteriyor.

İkinci düşünce ise, gökadanın merkezinde bulunan iki süper kütleli karadeliğin birleştiği yönündedir. Bu süreçte yayılan kütle çekim dalgaları nedeniyle merkeze doğru iki karadelik birleşmek üzere yöneliyor. Dışarı atılan üçüncü karadelik ise merkezdeki iki karadeliğin sol altında gökada merkezinden uzaklaşan bir yıldız kümesinin içindedir.

Gelecekte yapılabilecek ayrıntılı gözlemle bu iki senaryodan hangisinin doğru olduğunu ortaya çıkarabilecek.

Kaynak: Chandra